Çözüm OHAL'i kaldırmaktır, Merkez Bankasının bağımsızlığına saygı duymaktır, hukuktur, demokrasidir
Hits smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon
Dönem: 26 Yasama Yılı: 3 Tarih: 16.05.2018 Birleşim: 100 

    CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
    Değerli milletvekilleri, sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum. 
    Bir anımı anlatarak konuşmama başlayacağım. İstanbul Defterdar Yardımcısıyım, Defterdar izindeydi, Defterdarlığa vekâlet ediyorum. Maliye Bakanı o zaman Sayın Ekrem Pakdemirli'ydi, Allah rahmet eylesin, iyi bir Bakanımızdı. İstanbul'a geldi, havaalanında kendisini karşıladım, yanında danışmanları vardı, arabaya bindik, gidiyoruz. Nereye gittiğimizi bilmiyorum, Galatasaray istikamete doğru saptık, gerçekten ben de merak ediyorum nereye gidiyoruz diye. Gide gide bir binanın önünde durduk, baktım, Anavatan Partisi İl Başkanlığı. İndik arabadan, parti binasına doğru yürüdük, merdivenlerden çıktık "Sayın Bakanım, izninizle ben buradan ayrılmak istiyorum." dedim. "Niye?" dedi. "Sayın Bakanım, biz parti binasına giremeyiz, biz bürokratız." dedim. (CHP sıralarından alkışlar) Bak, Sayın Pakdemirli çok sevdiğim, değerli bir bakandı, onu tekrar ifade edeyim. "Allah Allah." dedi. Yanında bir siyasi danışmanı vardı "Sayın Bakanım, onlar girmez, siz ısrar etseniz de girmez." dedi o ve ben izin aldım, ayrıldım. 
    Bugün Merkez Bankası Başkanı Sayın Cumhurbaşkanı tarafından AK PARTİ Genel Merkezine çağrılmış ve Merkez Bankası Başkanı oraya gitmiş.
    ALİ ŞEKER (İstanbul) - Devletin çivisi çıktı. Faizin de çivisi çıktı.
    MUSA ÇAM (İzmir) - Bağımsız, sözde bağımsız. 
    MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - 1) Bürokratlar parti binalarına çağrılmaz. 
    2) Bürokratlar parti binalarına çağrılsa da oraya gitmez. (CHP sıralarından alkışlar) Hele bu, bağımsız Merkez Bankası Başkanıysa asla gitmez. 
    3) İster parti binasında ister sarayda, nerede yaparsanız yapın toplantılarla dolar inmez, faiz inmez. (CHP sıralarından alkışlar) 
    Sevgili arkadaşlar, ateş düştüğü yeri, dolar yükseldiği yeri yakar; vatandaşın cebi yanıyor. Birkaç rakam vermek istiyorum size. 31 Aralık 2017 itibarıyla Türkiye'nin dış borç stoku 453 milyar dolardır. O tarihte dolar kuru 3 lira 82 kuruştur. Bugün öğleden önce basın toplantısı yaptım, o saatlerde dolar 4 lira 45 kuruş seviyesinde dolaşıyordu, sonra biraz daha aşağı indi belki. O rakamlar üzerinden basın toplantısında paylaştığım rakamı size vermek istiyorum. O tarihten, 31 Aralıktan bugüne kadar 1 dolardaki Türk lirasının değer kaybı 63 kuruştur. Bunun 453 milyar dolarlık dış borç stokundaki etkisi 285 milyar Türk lirasıdır. Dolar karşısında Türk lirası yüzde 16 değer kaybetmiştir, bunun dış borç stokumuza etkisi 285 milyar Türk lirası olmuştur. Özel sektörün, reel sektörün döviz cinsinden net borcu 222 milyar dolardır. Dolardaki her 1 kuruşluk artışın bu reel sektörün döviz borcuna etkisi 2,2 milyar Türk lirasıdır. 31 Aralıktan bugüne kadar reel sektörün döviz cinsinden Türk lirası karşılığı borcu da 140 milyar Türk lirası artmıştır. Toplam 425 milyar Türk lirası. Bu, neyin faturasıdır, biliyor musunuz değerli milletvekilleri? "Faiz enflasyonun nedenidir." gibi bir batıl inancın faturasıdır arkadaşlar. Faiz enflasyonun sonucudur. 
    Hükûmet cuma günü... Daha doğrusu, Hükûmet değil, AK PARTİ grup başkan vekili ve AK PARTİ Meclis başkan vekili imzalarını taşıyan bir teklif cuma günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verildi, şimdi onu görüşüyoruz. O gece sosyal medyadan görüşlerimi kamuoyuyla paylaştım. "Sıkı bir kambiyo rejiminin altyapısı hazırlanıyor." dedim. Sıkı bir kambiyo rejimi, yani 1989 yılında Turgut Özal'ın Başbakanlığı dönemindeki 32 sayılı Karar'la libere edilen döviz ve sermaye hareketlerine sıkı bir kontrol, âdeta vatandaşın cebinde 1 dolar olursa "Bu doları nereden buldun?" sorusunun sorulacağı bir dönem. Liberalizasyon vesaire, bunlar ayrıca tartışılabilir, bu başka bir tartışmanın konusu, oraya girmiyorum. Teklif o şekilde vahim, cezalar artırılıyor, bütün döviz cinsinden, hatta döviz değil, Türk lirası krediler de dâhil olmak üzere bütün kredilerle ilgili Bakanlar Kurulu kısıtlayıcı önlemler almaya yetkili kılınıyor. Bunları eleştirdim sosyal medyada. Sonra, pazartesi günü Plan ve Bütçe Komisyonunda birtakım düzeltmeler yapılmış. Şimdi öğrendim ki bir önergeyle başka düzeltmeler yapılarak tekrar, sadece döviz bürolarıyla sınırlı bir düzenlemeye dönüşüyor bu. Peki, neden döviz... Daha genişti, daha daraltıldı. 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun'da yapılan değişikliktir bu. 
    1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun 1929 dünya ekonomik krizinden, o büyük buhrandan sonra 1930 yılında çıkarılmış olan bir kanundur. 1989'a kadar Bakanlar Kurulu kararlarıyla kısıtlayıcı bir kambiyo rejimi uygulanırken 1989'da bugün uygulanan rejim benimsenmiştir. Bakanlar Kurulu isterse şu anda bu kanundaki yetkisini kullanarak da sıkı bir kambiyo rejimini uygulayabilir, buna hiçbir engel yok. 
    Peki, neden burada değişikliğe ihtiyaç duyuldu? Krediler, özellikle döviz kredileri hedef konusu. Dolar, döviz, vatandaşın cebindeki döviz, alım satım konusu olan döviz hedef konusu yapıldı. Neden şu: Faiz baskı altında, Merkez Bankası Başkanı faizi artıramıyor. Faiz artışından ülkeyi yönetenler hoşlanmıyor. O da zaten dolambaçlı yollara başvuruyor, hep "geç likidite penceresi" diye bir yola başvurmak suretiyle faizi örtülü bir şekilde artırıyor. Piyasa faiz artışını istiyorsa denge ona göre kurulur, Merkez Bankası istediği kadar "Artırmıyorum." desin, hiçbir şey ifade etmez. O zaman döviz yükselir, dövizi kontrol edemezsiniz. Neden şu, dövizin hedef tahtasına konulması nedeni şu: Vatandaş Türk lirasına güvenmiyor. Şöyle bir tablo göstereceğim size, 2005 yılından 2018 yılının Mayıs ayına kadar olan dönemi gösteren bir grafik: Vatandaşın, şirketlerin banka sistemindeki döviz mevduatının yine piyasadaki ve bankalardaki toplam paraya, mevduata oranı. 2005'te bu rakam yüzde 33-35'lerdeyken şimdi bu rakam yüzde 39'a çıkmış durumda. 2010-2011 yılında yüzde 30'un altına inmiş. Güvenli yıllarda vatandaş dövizden çıkmış, Türk lirasına yönelmiş; ne zaman güven kaybolmuş, vatandaş dövize yönelmiş. Bu en büyük orandır. Kimse Türkiye ekonomisinin geleceğine inanmıyor, güvenmiyor, parasını dolarda tutuyor, dövizde tutuyor, avroda tutuyor, başka bir parada tutuyor. Türkiye'ye yabancı sermaye gelmiyor, gelen gidiyor. Amaç bunu frenlemek ama bunu Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun'da değişiklik yapmak, cezaları artırmak suretiyle frenleyemezsiniz. Çözüm nedir biliyor musunuz? Çözüm OHAL'i kaldırmaktır; çözüm Merkez Bankasının bağımsızlığına saygı duymaktır; çözüm hukuktur, demokrasidir; insanımızın, yatırımcıların geleceğe güvenle bakmasıdır. Bunlar olmadığı sürece istediğiniz kadar ceza artırın, düzeltilmiş hâliyle dahi teklifteki cezalar inanın yeterli olmayacaktır. Daha ocak ayında döviz bürolarıyla ilgili 32 sayılı Karar'da değişiklik yapılmak suretiyle düzenleme yapıldı, yeni bir sistem getirildi ocak ayında, 2018 yılının Ocak ayında. O tarihten bugüne ne değişti de dönüp 1567 sayılı Kanun'daki cezaları artırmayı düşünüyorsunuz? Sevgili arkadaşlar, bunların hiçbiri çıkar yol değil. 
    (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
    BAŞKAN - Buyurun Sayın Başkanım.
    MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
    Sayın Cumhurbaşkanı bir şey söylüyor: "Bütün kötülüklerin anası faizdir. Faizin yüksek olması iyi bir şey değil." İyi de bu yüksek faizin bir babası var arkadaşlar. Faiz yüksek olursa yatırımlar düşer, doğru ama bakın, 2003-2008 dönemi büyüme olarak, ekonomik büyüme olarak AK PARTİ'nin en başarılı olduğu dönem. Reel faiz oranı yüzde 10'lardadır, sabit sermaye yatırımlarının bir önceki yıla göre artış oranı yüzde 15'lerdedir. 2017 yılı sonu reel faiz yüzde 4-5'lerdedir, yatırımların artış oranı da yüzde 7,3'tür. Tam 2003-2008 döneminin yarısı kadar, faiz o zaman bugünkünün iki katı -reel faiz- ama yatırımlar çok daha hızlı artmış. Neden? Geleceğe güven var, mesele budur. Geleceğe güven yoksa ekonomi iyi olmaz. Gelin... Gelin derken artık 24 Haziran geliyor, tabii inşallah, 24 Hazirandan sonra Türkiye'de hukuku veya demokrasiyi sağlayacak, gerçekleştirecek yeni bir cumhurbaşkanı olacaktır ve ekonomik dengeler yerine oturacaktır. 
    Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)